Jump to content

bilgiport

Yönetici
Contributor

Contributor (5/14)

  • Reacting Well
  • One Month Later
  • Dedicated
  • First Post
  • Collaborator

Recent Badges

10

Reputation

  • Posts

    83
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    3

bilgiport last won the day on November 19 2025

bilgiport had the most liked content!

1 Follower

Personal Information

  • Kısa Bilgi
    Yolun götürdüğü yere gitmeyin, yol olmayan yerden gidin ve iz bırakın.

Recent Profile Visitors

The recent visitors block is disabled and is not being shown to other users.

  1. Knulp isimli kitabında yarattığı gezgin karakter olan Knulp, göçebe diyemeyeceğim kadar, çevresinde, her gittiği yerde birçok dostu, seveni ve tanıdığı bulunan, gezgin diyemeyeceğim kadar yoksul olan, dilenci diyemeyeceğim kadar güzel giyinen, iyi dans eden bir adam. Ama bu özelliklerin hepsinden biraz var kendisinde. Knulp hakkında şunu diyebilirim; özgürlüğüne düşkün, şair ruhlu, yakışıklı, hasta, aylak bir yarı filozof. Hesse bu kısa romanında, Knulp'un üç farklı dönemini, üç farklı bölümde anlatıyor. Eserde bol miktarda çiçek adı, doğa betimlemesi ve kısa şiir var. Hesse'nin diğer eserlerine kıyasla, o tatlı felsefi üslubunun, bu eserde daha yüzeysel olduğunu söyleyebilirim. İyi okumalar...
  2. Umur Bey ya da tam sanıyla Aydınoğlu Gazi Umur Bey (ö. 1348), Aydınoğulları Beyliği’nin ikinci ve en ünlü beyidir. Denizci olarak büyük şöhret kazanmış bir Türk askeri ve devlet adamıdır. Şair ve tarihçi Enverî tarafından "Düstûr-Nâme” adlı eserde hayatı destanlaştırılmış bir şekilde anlatılır. Yaşamı 1309 yılında Leşkeri-eli’nde (Aydınoğlu topraklarında) dünyaya geldi. Aydınoğulları Beyliği’nin kurucusu Aydınoğlu Mehmet Bey’in beş oğlundan ikincisidir. İsmi “işler, yükümlülükler, görevler“ anlamına gelir. İslami lakabı; “Dinin güzelliği” anlamına gelen “Bahaüddün”’dür. Genç yaşta İzmir valiliğine atandı ve babasının Ayasuluk’ta (bugünkü Selçuk) kurduğu donanma ile korsanlık yaparak ün kazandı. Sakız Adası, Bozcaada, Eğriboz, Mora Yarımadası ile Rumeli sahillerine akınlar düzenledi. Babasının ölümünden sonra diğer kardeşlerinin de onayıyla 1334 yılında beyliğin başına geçti. Saltanatı, 1348’de ölümüne dek 14 yıl sürdü. Beylik, onun idaresi altında en parlak günlerini yaşadı. Beyliğinin ilk yılları Umur Bey, 1335 yılında Alaşehir’i (o zamanki adıyla Filadelfiya) kuşatarak aldı. 1336’da Bizans İmparatoru III. Andronikos'un Midilli ve Foça'daki âsi Cenevizliler üzerine donanma ile yaptığı harekâtta Saruhan donanmasıyla beraber Umur Bey de donanmasıyla İmparatora yardım etti. Bu sefer esnasında VI. İoannis (Kantakuzen) ile tanışıp dost oldu. İmparatorun Ceneviz seferindeki yardımına karşılık Umur Bey’e Sakız Adası verildi; o da Alaşehir’den vergi almaktan vazgeçti; böylece Bizans ile dostluk ilişkileri devam etti. Umur Bey, 1337’deki Arnavut isyanının bastırılmasında da Bizans’a yardım etti. Karadeniz seferi ve gemileri karadan yürütmesi Umur Bey’in, kardeşi Hızır Bey ile birlikte Adalar ve Yunanistan üzerine seferler düzenledikten sonra 1338-1340’ta Karadeniz seferi yaptığı; Kili ve diğer sahilleri vurduğu; bu sefer sırasında 300 gemiden oluşan donanmasını karadan çekerek Mora girişindeki Germe Hisarı’na ulaştıkları; dönüşte de Germe yakınında tekrar karadan geçerek İzmir’e ulaştıkları 1465 tarihli “Düstürname-i Enveri” adlı eserde anlatılmıştır. Bu nedenle Umur Bey'den “gemileri karadan yürüten ilk Türk” olarak bahsedilir. Ancak Bizans kaynaklarında bahsedilmeyen bu olayın bir kurgu olduğu, eserin yazıldığı yıllardaki Osmanlı fetihleri için ideolojik bir kaynak oluşturması için Umur Bey'in bazı gerçek seferlerinin ayrıntılarına dayanarak hayal ürünü bir sefer hikâyesi yaratılmış olduğu da iddia edilmektedir. Düstürname-i Enveri'ye göre, Umur Bey'in donanması İzmir'den 350 gemi ile yola çıkmış ve on dokuz gündüz-gece yol almış ve yirminci gün karaya ulaşmıştır. Germe'de 50 gemi bırakılıp diğer 300 gemi tahtaları sabun ile kayganlaştırılıp muhtemelen halatlarla çekilerek karadan yürütülmüş ve Karadeniz'e atlatılmıştır. Gazi Umur Bey, İstanbul'da tekfur tarafından misafir edilmiş ve sonrasında Eflak bölgesindeki Kili'ye ulaşmıştır. Orada birçok kaleye akınlar yaparak yüklü bir ganimetle tekrar aynı yoldan geri dönmüştür. Araştırmacılar arasında konuya dair bir birliktelik mevcut değildir. Gazi Umur Bey'in seferi konusunda tarihçi Mükrimin Halil Yinanç, Paul Lemerle, Erdoğan Merçil Z. Günal Öden, Karadeniz ve Tuna Nehri deltasındaki Kili seferi üzerinde durmuşlardır. Himmet Akın ve Tuncer Baykara ise Tuna Deltası'ndaki Kili ve Yunanistan'ın batısındaki Epir seferlerinin muhtemelen Enverî tarafından birbirine karıştırıldığı veya bu seferlerin anlatımda iç içe geçtiğini ifade etmektedirler. Himmet Akın, Enverî'deki Germe'nin İnebahtı civarındaki Germe olduğunu ve Umur Bey'in daha önce bölgeye yaptığı bir sefer olduğunu ifade etmektedir. Kili seferinin ise 1339-1340'ta gerçekleştiğini belirtir. Bununla birlikte, İnebahtı yakınlarındaki Germe tezini, Piri Reis’in aktardığı bilgi ile de desteklemiştir. Tuncer Baykara, 1342 yılı sonlarında gerçekleştiğini ifade ettiği sefer ile ilgili olarak bir boğaz ile ayrılan yerlerde Türklerin kuzeydeki denize kara; güneydekine ise ak dediklerini ifade etmiştir. Hatta Sinop’ta da bu gerçeğin yaşadığını eklemiştir. Buradan hareketle de Türklerin Mora’nın öte yanına Karadeniz demiş olabileceklerini ifade etmiştir. Böylece buradaki Karadeniz ile büyük Karadeniz’in birbirine karıştırıldığını ve iki seferin tafsilatının birbirine geçtiğini belirtmiştir. H. Necati Hatipoğlu da sadece Epir seferi üzerinde durmakta; buna dayanak olarak da Antikçağ’da gemilerin Korinth kıstağında karadan yürütüldüğünü ve nihayetinde burada kazılarla ortaya çıkarılan Diolkos gemi güzergâhının bulunduğunu ifade etmiştir. Mustafa Daş’a göre Gazi Umur Bey’in gemileri karadan yürüttüğü yerle ilgili iki farklı görüş bulunmaktadır. İlk görüş, Yunanistan ve Mora arasındaki Korinth kıstağından, ikinci görüş ise Ege ve Marmara arasındaki Gelibolu kıstağından gemilerin karadan yürütüldüğünü belirtir. Daş, bu konuda müstakil bir inceleme yapmış ve Enverî’nin Umur Bey’in seferlerini karıştırmadığını belirtmiştir. Enverî’nin iki farklı seferi ayrı ayrı anlatması gerektiğini savunan Daş, 1336-1341 yılları arasında Umur Bey’in Bizans’a müttefik olarak yardım ettiğini ve 1341 yılında Karadeniz ile Tuna Nehri deltasındaki Kili üzerine bir sefer düzenlediğini ifade eder. Mustafa Daş, ayrıca Piri Reis’in bu konuda verdiği bilgiyi Enverî’den bir yansıma olarak değerlendirir ve Piri Reis’in “İhtiyar Hıristiyanlardan şunları işittim” ifadesiyle bilginin kendisine aktarıldığını belirttiğini vurgular. Germe terimi, yer adı olarak kullanılmasının yanı sıra duvar ve sur anlamında da kullanılmıştır. Enverî'de de bu terim duvar ve sur anlamında geçmektedir. Bu bağlamda, Gazi Umur Bey'in İzmir'den çıkıp Gelibolu kıstağından gemileri karadan geçirerek Marmara'ya, oradan da Karadeniz'e geçip Kili'ye sefer düzenlemesi daha olası görünmektedir. Ancak bu konu hakkında Enverî dışında çağdaş bir kaynağın bulunmaması, karadan gemi yürütme olayını tartışmalı hale getirmektedir. Bizans taht mücadelesine müdahalesi Ana madde: Bizans İç Savaşı (1341-1347) 1341'de İmparator Andronikos'un ölümü üzerine yerine geçen küçük yaştaki oğlu İoannis tahta oturtulmuş; Umur Bey'in dostu Kantakuzen ise çocuk imparatora vasi tayin edilmişti. Çok geçmeden imparatorlukta taht mücadeleleri başladı ve Dimetoka'da kendisini imparator ilan eden Kantakuzen, Umur Bey'den yardım istedi. 1342 yılında donanması ve ordusu ile Meriç nehri ağzına kadar gelen Umur Bey, mevsim şartları yüzünden İzmir'e geri dönmek zorunda kaldı. Ertesi yıl yeniden Trakya sahillerine geldi; Selanik ve Trakya taraflarını yağmaladı ancak kesin bir sonuç elde edemeden geri döndü. Haçlı donanması ile mücadelesi Doğu Akdeniz adalarındaki Latinler, Umur Bey'in bu derece güçlenmesinden korkarak Papa VI. Clemens’i bir Haçlı seferi düzenlemeye davet ettiler. Öte yandan Bizans’ın çocuk imparatorunun annesi olan Savoylu Anna, Umur Bey’in yenilmesi halinde Ortodoks ve Latin kiliselerini birleştirmeyi vadetti. Böylece 1344 yılında Papalık, Venedik, Ceneviz, Kıbrıs, Rodos Şövalyeleri’nin gemilerinden oluşan bir Haçlı donanması İzmir’i kuşattı. Umur Bey, bu güç karşısında yenilerek İzmir’in sahil kesimini kaybetti; Türk donanması yakıldı. Yukarı İzmir’e çekilen Umur Bey, Latinlere mütareke teklif etti ve mücadele geçici bir süre durdu. Donanması yandıktan sonra ganimet elde etmek ve Dimetoka’da zor durumda olan Kantakuzen’e yardım etmek için kara yoluyla Rumeli’ye geçmeyi deneyen Umur Bey, Saruhan Beyliği topraklarından geçmek için Saruhan Bey’den izin aldı. 1345 yılında Çanakkale Boğazı’ndan Rumeli’ye geçti. Bazı savaşlar yaptı ve Kantakuzen’le beraber İstanbul üzerine yürüdü ancak bir sonuç alamadı. Beraberinde gelen Saruhanoğlu Süleyman Bey’in hummadan ölmesi üzerine yukarı İzmir’e geri dönmek zorunda kaldı. Kantakuzen’e Osmanlı Devleti’nin hükümdarı Orhan Bey ile anlaşmasını önerdi. Döndükten sonra İzmir sahili üzerine saldırılar yapan Umur Bey, Ayasoluk’ta Türk donanmasını yeniden faaliyete geçirdi. Rodos şövalyeleri, bazı imtiyazlar elde etmek şartıyla Sahil İzmir'i, Aydınoğuları'na terk etmek üzere bir anlaşmaya vardılar. Ancak Papa bu anlaşmayı kabul etmeyince Umur Bey 1348'de İzmir Liman Kalesi'ni kuşattı. Ölümü Umur Bey, İzmir kuşatması sırasında kale surlarına tırmanırken atılan oklarla hayatını kaybetti. Cenazesi, Birgi’de babasının yanına defnedidi. Yerine ağabeyi Hızır Bey geçti. Umur Bey’in hayat hikayesi, yaptığı fetihler, akınlar, deniz seferleri Osmanlı Devleti’nin Fatih dönemi vakanüvislerinden olan Enverî tarafından 1465’te kaleme alınan “Düsturname-i Enveri”’de ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Yazar, şair ve alimleri koruyan bir devlet adamı olarak tanınan Umur Bey’in Kelile ve Dimne’yi ilk defa Farsça’dan Türkçe’ye çevirttiği bilinir. Ayrıca koruyucu hekimliğe dair bir tıp eseri olan “Tabiatname” Umur Bey adına “Tutmacı” tarafından Farsçadan Oğuz Türkçesine çevrilmiştir.
  3. bilgiport

    Çağlar Kırçak

    meşrutiyetten günümüze gericilik ve türkiye'de gericilik 1950-1990 adlı kitaplarıyla tanınan yazar. 1935 yılında istanbul'da doğdu, ilk, orta ve yüksek öğrenimini ankara'da tamamlayarak ankara tıp fakültesi' ni bitirdi. öğrencilik yıllarında türkiye tıp talebeleri birliği genel başkanlığını yaptı. 1969 yılında diyarbakır tıp fakültesi nöroloji kliniğinin ve 1978 de ssk ankara meslek hastanesi nin kuruluşunda görev aldı. burada 1983 e kadar başhekimlik yaptı. çeşitli tıp dergilerinde yayımladığı makalelerin yanı sıra türk solu, bilim ve sanat, son reçete gibi dergilerde siyasal ve sosyal içerikli yazılar yazdı 29 mayıs 1995 te aramızdan ayrıldı.
  4. meşrutiyetten günümüze gericilik ve türkiye'de gericilik 1950-1990 adlı kitaplarıyla tanınan yazar. 1935 yılında istanbul'da doğdu, ilk, orta ve yüksek öğrenimini ankara'da tamamlayarak ankara tıp fakültesi' ni bitirdi. öğrencilik yıllarında türkiye tıp talebeleri birliği genel başkanlığını yaptı. 1969 yılında diyarbakır tıp fakültesi nöroloji kliniğinin ve 1978 de ssk ankara meslek hastanesi nin kuruluşunda görev aldı. burada 1983 e kadar başhekimlik yaptı. çeşitli tıp dergilerinde yayımladığı makalelerin yanı sıra türk solu, bilim ve sanat, son reçete gibi dergilerde siyasal ve sosyal içerikli yazılar yazdı 29 mayıs 1995 te aramızdan ayrıldı.
  5. ilk bölümüyle çok başarılı olan, çarşamba akşamlarının yeni eğlencelik absürt komedisi. mecnun'un çölde karşılaştığı maraş dondurmacısının elindeki çubuktan dondurmayı alamadığı sahneyle yardırmıştır.
  6. Anton Pavloviç Çehov - Seçme Öyküler Geleneksel Rus yazınının yüzlerce sayfalık anlatılarına bir başkaldırı niteliğinde de değerlendirilebilecek olan kısa öykü türünün babası Anton Çehov, bu kez Uzun Hikâyeler’iyle çıkıyor karşımıza. Her biri birer novella olarak da ele alınabilecek bu hikâyeleriyle Çehov, kendi yazınsal sınırlarının dışına çıkarak, edebî dehasının sınırsızlığını gösteriyor.
  7. Hermann Hesse - Narziss ve Goldmund Hermann Hesse Narziss ve Goldmund Afa Yayınları.pdf
  8. bilgiport

    Putin

    Putin: Filistin halkını desteklemek için Gazze Barış Kurulu'na 1 milyar dolar göndermeye hazırız.
  9. Cumhurbaşkanı Erdoğan: Uçaklarımız, helikopterlerimiz, İHA'larımız, deniz platformlarımız siparişlere yetişemiyor. Her alanda büyük atılım içindeyiz.
  10. Simon Schama'nın bir eseridir. Alfa Yayınlarından yeni çıkmış bir eseridir. (bkz:yurttaşlar)
  11. Burada Bilgi Port Topluluğumuzdan ilgi çeken alıntıları paylaşabilirsiniz.
  12. Özgür Özel: “Bu arada şurada bir kardeşim var. Ben emekli maaşı dedikçe ‘Bir hesap söyle’ diyor. Ne hesabı yapayım? Ver mikrofonu bağırsın. Ne hesabı yapalım? ‘Altın hesabı yap’ diyor. Erdoğan kızıyor. Ama o istediği kadar kızsın ben seni kırmayacağım. Erdoğan geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Şimdi Erdoğan gidiyor, en düşük emekli maaşı 2 çeyrek altın alıyor. Bu iki, Erdoğan’ın utanç ikisidir. Ama iktidara gelişimizin müjdesidir. Zaferi biz kazanacağız, biz kazanacağız. Biz kazanacağız. #özgürözel #erdoğan #chp #altın
×
  • Create New...

Important Information

We have placed cookies on your device to help make this website better. You can adjust your cookie settings, otherwise we'll assume you're okay to continue.